Mezarlardan Yükselen Baharın İzinde: Suriye Notları-1

Kullanıcı Oyu:  / 1
En KötüEn İyi 

Şair der ki:

Ülkendeki kuşlardan ne haber vardır.

Mezarlardan bile yükselen bir bahar vardır.

Yoktan da vardan da öte bir var vardır.

Sakın kader deme kaderin de üstünde bir kader vardır.

Ne yapsalar boş göklerden gelen bir karar vardır. (Sezai Karakoç)

Sevgili dostlar, genel olarak Suriye toprakları özellikle de Şam, ziyaretçilerine mezarlardan yükselen baharları müşahede ettiren, kaderin de üstündeki kaderi iliklerinize kadar hissettiren hayat hikâyeleri sunar. Çünkü burası, zaman çizgisine bakıldığında Peygamberlerin, sahabelerin, âlimlerin uğrak yeri olmuş. Çilesini doldurduktan sonra son Osmanlı Sultanı Vahdettin de bu kervana katılmış.

Efendimiz'in (as) “Her biri gökteki yıldızlar gibidir” dediği sahabelerinin huzurunda, mana âleminin tazeliğini ve enerjisini hissedersiniz. Gönül yaralarınızı onarırken, manevi yanınız ihya olur. Kerbela şehitlerini anarken kapanan yaralarınız eşilir. Süleymaniye Külliyesinde, son Halife Sultan Vahdettin’in sade mezarı, bir yaprak misali kaderin önünde nasıl savrulduğumuzu hatırlatır.

Efendimiz'in (as) kendilerine vedasından sonra, buraya gelen sahabelerin sayısı belli değil. Bu yüzden olsa gerek atalarımız buraya Şam-ı Şerif diyerek ayrı bir değer vermiş. Sadece Şam’da 150 civarında Osmanlı eseri mevcut. Bunların başında Mimar Sinan’ın yaptığı Süleymaniye Külliyesi gelir. Koca Sinan, Osmanlının en muhteşem döneminde burayı inşa ederken, buranın bir gün son sultana ev sahipliği yapacağını düşünmüş müdür, kim bilir?

O, Osmanlı sultanı ki bir zamanlar payitahtın sahibi iken, ölümünden sonra yatağının altından parasızlıktan alamadığı reçeteleri çıkar. Manav ve kasaba olan borçlarından dolayı cenazesine haciz konulur. Kızı tarafından borçları ödenir. Şimdi Süleymaniye Külliyesinin avlusunda sade, sıradan bir mezarda metfun. Külliye özenle temizlenmiş, diğer mezarlıklara göre bakımlı. Buranın temizliğinden sorumlu kişi, her gelene Arapça bir şeyler anlatıyor, biraz kulak verdiğimizde burada hiçbir zaman haşerelerin görülmediğinden bahsettiğini anlıyoruz. Hayretler içinde kalıyoruz. Bu sefer dualarımızı O’na ve tüm zorlukları beraber yaşadığı, şimdi de koyun koyuna yattığı aile üyelerine gönderiyoruz.

Halid Bin Velid’in Huzurunda

Sabahın alaca karanlığında yolumuz valiliğini yaptığı Humus şehrinin kalbinde yeralan Halid Bin Velid’in (r.a) huzuruna düştü.

Selamün Aleyküm, Allah Rasulü’nün (s.a.v) tavsifiyle, Ya Seyfullah (Allahın Kılıcı); Bizi sabah ezanları ile karşılaman ne güzeldi. Bunu hak edecek bir şey yapamamanın acısını içimizde duyarken, sanki ezanları Bilal’i Habeşi okuyordu, ruhumuzu yıkayıp geçti.

Sabahın seherinde çağrına kulak verip, çoluk çocuk yakın civardan yürüyerek, uzaklardan arabaları ile camine koşan Suriyeli aileleri görünce, hayran kaldık. Ne güzel bir gelenekti. Sultan II. Abdülhamit Hanın yadigârı külliyeni Kur’an sesleriyle inleten çocuklar ve camini dolduran cemaatle ne geniş bir ailen vardı.

Çocuklarla hayat hikâyeni okurken, savaş alanlarındaki cengâverliğine ve askeri dehana hayran kaldılar. Sen yatakta ölümü kendine yakıştıramazken, onlar sana ölümü hiç yakıştıramadılar. Ve senin bu dünyaya veda etmeden önce, kılıcını isteyip “ ömrüm boyunca ben onu taşıdım, şimdi o beni taşısın” deyip, kılıcına yaslanarak son nefesinde onunla ayakta kalman, çocukların çocukça hayallerinde saklı kaldı. Türbenin üzerinde duran sana ait iki kılıç sanki geride bıraktığın yetimlerin gibiydi. Dualarımız seninle beraber bu yolda şehit ve gazi olan tüm dostlarının üzerine olsun.

Kutlu Kervanın İzinde

Gün kızarır kızarmaz kutlu kervanın izini aramak üzere Busra’ya doğru yola çıktık.

Selamün aleyküm Busra, 1400 yıl önce sana gelen o kutlu kervanın peşine düştük, biz de geldik. Gönül gözü açık olanların hala o kutlu kervanı gördükleri söylenir. Bu kadar nasibimiz olmasa da, kervanın yüküyle beraber buraya bıraktığı o manevi ruhu iliklerimize kadar hissediyoruz.

Busra, sanki kervanı gözyaşları içinde yeni uğurlamış, izleri hala yerde. Havada ise; O kutlu yolcuyu misafir etmenin gururuyla beraber yeniden yolculamanın gamı var.

Kuru bir ağaçken Habib’in gelişiyle coşup meyveye duran hurma ağacının yerine yapılan küçük mescit, insanı bütün bağlarından, alışkanlıklarından koparıp, ona sonunda bir hiçliğe çıkacağını derinden hissettiren, belki de kuru duvarlarıyla haykıran tek yer.

Buradan 500 metre kadar ilerde Rahip Bahira’nın evi ve manastırı bulunuyor. O kutlu çocuğun, gelecek olan son peygamber olduğunu bildiren Bahira, ortadan kaybolur, akibeti bilinmez. Ama ruhu hala buralarda dolaşıyor gibi. Sanki biraz daha kalsak Rahip Bahira, taş duvar evinin küçük kapısından iki büklüm bir şekilde çıkacakmış gibi bir hisse kapılıyoruz

Ve Hz. Ömer Camii, yıkık Roma harabeleri arasından sonsuzluğa açılan kapı. Hz. Ömer, Efendimizin (sav) izinden fetihler yapa yapa buralara kadar gelir ve artık görevini tamamlayan en büyük kiliseyi camiye çevirir. Bu Suriye’de yapılan ilk camidir. O günden sonra minareden yankılanan ezan sesi, yıkık dökük her şeye bir ruh katmış. Geçen onca zamana rağmen her şey hala dipdiri ayakta. Ezanım, inancım kara taşlara ruh katan yanım. Ezanla beraber huzura durduğunuzda, sanki adalet sembolü Hz Ömer’in (r.a) kıldırdığı o ilk namazda saf tutuyormuş gibi heyecan duyarsınız.

Dost Kasiyun

Gün kızarırken bıraktığımız Şam’a akşam karanlığında geri dönüyoruz. Şehri temaşa için Kasiyun dağına çıkıyoruz. Çıkmamız hemen hemen 40 dakikayı buluyor. Çok kalabalık, sanki bütün şehir burada. Şam rengarenk ışıklar altında, öylece süslü bir gelin gibi süzülüyor.

Ey! Kasiyun Dağı, dilin olsaydı da şahit olduklarını şu akıp giden insan seline deyiverseydin. İlk kardeş kanının senin topraklarına nasıl düştüğünü. Hala üzerine düşen yağmur damlalarının Habil’in kanını temizlemeye çalıştığını. Bir rivayete göre Hz. İbrahim’in (a.s) Hz. İsmail’i burada kurban etmek istediğini. Ve teslimiyet timsali İsmail’in “babacığım beni sıkıca bağla da sana zorluk çıkarmayayım” deyişini. Sonra O kutlu meleğin göklerden indirdiği ilk kurbanlık koçu. Bu gün bizlerse gönlümüzü maddi heveslere kaptırdık ve hiç birini kurban edemeyişimizin ızdırabını taşıyoruz.

Ey! Şam’ın Kasiyun Dağı, Medine’nin Uhud’u gibi bağrında kimlere yer açtın. Kimlere kol kanat gerdin. Hz. Meryem annemizle, Hz. İsa (a.s) acılarına bir dağ olarak değil de, bir dost gibi nasıl ortak oldun. İnsanlık olarak her geçen gün biraz daha merhametten uzaklaştığımız şu günlerde, sana dönüp hatırlayacağımız ve ibret alacağımız ne çok şey var.

Muhiddini Arabî Hazretlerinin Huzurunda

Esselamü aleyküm  Ya Şeyh-i Ekber!

Biz merdivenlerden basamak basamak huzuruna gelirken, türbenin atmosferi ne kadar esrarengiz, etkileyici ve deruniydi. Kalakaldık ayak ucunda. Dillerimiz duaya davranırken kalemimiz sustu. Ta Endülüs’ten maddi, manevi ilimleri devşire devşire Şam’a geldin.  Ve biz senin huzurunda ilimsizliğin, irfansızlığın acı tadını hissettik. Bu acı zihnimizin boşluklarından, yüreğimizin derinliklerine aktı.

Ey Büyük Veli!

Eserlerinde bize madde ve mana ilminin kapılarını açtın da, yine biz nasibimizi alamadık. Senden yüzlerce sene sonra ortaya çıkacak olan telgrafın çalışma tekniğini bildirdin, ışığın hareketini tespit ederek Edison’a ilham verdin. Ve Edison sana “ÜSTADIM” demek zorunda kaldı.

Şimdi biz bütün bunları unuttukta Edison’lara hayran kaldık, çocuklarımıza onları örnek gösteriyoruz. Affet bizi, Ey! Büyük Veli.

“Sin, Şın’a gelince Muhiddin’in mezarı ortaya çıkar” derken Yavuz Sultan Selim’in hedefini belirledin. Öze değil kabuğa, manaya değil surete takılanların çöplük yaptıkları  mezarını gün ışığına çıkarıp, gül suyuyla  temizlemekle kalmadı, aynı zamanda yanına camii ve imarethane yaptırdı. O günden bu güne hala fakir fukara bu civarda ki evlerde kira ödemeden oturmaktadır. Bugün yine viraneye dönmüş türbenin bakım ve onarımının da bir  süre konakladığın Konyamızdan gelen Yavuz’un torunlarına nasip olması da herhalde 21. asır insanlarına yeni bir mesajın. Bu sefer duamıza Onları da kattık.

Hatice Sedef ERGÜL

Haber Linkleri

İsrail büyükelçisine protesto
Ayrımcılığın cezası
Hastanelerde sanatın şifaya etkileri
Eşinin yokluğuyla kararan hayatını bütün şehri boyayarak aydınlattı

Ehlinden...

Kendinizi, genç ya da ihtiyar, kadın ve erkek ayırımı yapmadan, suni mazeretler üretmeden her gün, her an eğitin ve sürekli geliştirin.

M. Nureddin ÇOŞAN

Akwa Tanıtım Filmi

You need to a flashplayer enabled browser to view this YouTube video 

Son Yorumlar