Kurtuba Büyük Camii

Kullanıcı Oyu:  / 0
En KötüEn İyi 

Gırnata ve Kurtuba arası yaklaşık 1,5 saat. Zeytin ağaçları ile donanmış dağlar, tepeler arasından yaptığımız yolculuktan sonra hava kararmadan Kurtuba’ya varıyoruz. Kapanma saatinden evvel camiyi ziyaret etme niyetindeyiz. Velakin caminin yakınlarında park yeri bulmak ne mümkün?

Araba ile şehrin dar sokaklarında dolaşıyoruz. Bir arabanın zar zor sığabildiği daracık Kurtuba sokakları, pencerelerinden sardunyaların sarktığı beyaz badanalı sevimli evlerle dolu. Burası şehrin eski mahalleleri olmalı.Yer yer turistik eşya dükkanları, lokantalar, oteller var. Sokaklar çok kalabalık ve bu kalabalığın tamamına yakınının turist olduğunu düşünüyoruz.

Çaresiz, şehrin tam ortasından geçen ve geniş bir yatağa sahip olan Vadi-el Kebir nehrinin karşı tarafına geçiyoruz, arabayı park edip, onca yolu geri yürümemiz, daha doğrusu kapanma saatinden önce camiye girebilmek için koşmamız gerekiyor…

Kurtuba gerçekten güzel bir şehir. Vadi-el Kebir nehrinin iki yakasında alabildiğince genişlemiş, geniş ve dümdüz bir
alana kurulmuş… Nehrin bir yakasında şehrin eski mahalleleri var, diğer yaka yeni yapılarla dolu. Ama buralarda bile binalar çok yüksek değil. Ferah ve düzenli bir yapılaşma hakim.
Kurtuba, İspanya’ da 800 yıl boyunca hüküm süren Endülüs Emevi devletinin başkentliğini yapmış bir şehir. Kurtuba hakkındaki açıklayıcı bilgiyi www.endulus.netdeki yazıdan olduğu gibi alıyorum buraya:

“10.yy da sultanlık yapan III. Abdurrahman zamanında İspanya’nın başkenti Kurtuba’nın nüfusunun 500 bin civarında ve şehrin Vadi el-Kebir boyunca 5 kilometre uzandığı belirtiliyor. Ibni Rüşd’ün kadılık yaptığı, Ibni Hazm’ın bir ara vezirlik yaptığı ve kütüphaneleriyle ünlü şehir Kurtuba. Bir kütüphanesinde 600 bin eserin bulunduğu edebiyat ve ilim alanında zirve bir şehir. 21 banliyö, 500 camii, 70 halk kütüphanesi, 300 hamam, 13 bin dokumacı, senede 60 bin kitabın yazıldığı ve kilometrelerce uzunluğundaki kaldırımlı ve ışıklı yollarıyla Avrupa’nın en büyük metropolü. Zamanında onun altında Konstantinepol (Istanbul) ve Bağdat vardır…”

Ve bu zaman diliminde Avrupa’nın geri kalan yerlerinde orta çağ yaşanıyor…
Tabelaları izleyerek camiyi buluyoruz: La Gran Mezquita: Büyük Cami.
İçeri girince, onca telaş ve koşturmaca bitiyor. Bambaşka bir alemdeyiz artık.

Fotoğraflarına bakıp iç geçirdiğimiz Kurtuba Camisinde miyiz gerçekten, yoksa bu bir rüya mı? Bunun bir rüya olmasını ve uyandığımızda burayı bir müze veya katedral olarak değil de, gerçekten bir cami olarak görmeyi arzu ediyoruz. Ama maalesef bu bir rüya değil ve bu Büyük Cami’nin dört bir yanı aziz heykelleriyle, haçlarla dolu. İçimiz yanıyor.


Kurtuba Büyük Camii denince hep bu resim canlanmadı  mı zihnimizde? Ucu bucağı yokmuş gibi görünen geniş bir mekan, kırmızı-beyaz kemerli sayısız sütun…

Okuduğum bir yazıda Kurtuba Camii şöyle tasvir ediliyordu:

“… Çöldeki bir vahayı ve vahaya yayılan hurma ağaçlarını andırıyor bu cami. Vaha; yanan yüreklere bir serinlik, kavrulmuş dudaklara bir hayat, cehennem sıcağında cennet özlemi. Bir sütunun her iki yanına uzanan katmerli kemerler, hurma ağacının her iki yanına yayılan dallarının ve yapraklarının görünümünden farksız. İşte, kültür, estetik, inanç ve felsefenin bütün olduğu tek eser… Kemer taşları kırmızı ve beyaz… yani çöldeki güneş ve kum… ”

Ben de aynı şeyleri hissediyorum bu bin sütunlu “Büyük Mescidi” n içinde.


Ve işte Mihrap. Burası özel korunma altında. Demir parmaklıklarla çevrilmis.

Yüreğimizin acısı, buralara turist sıfatı ile gelmiş olmanın verdiği utanma duygusu, Endülüs’ü elden çıkartan hatalar için bizim duyduğumuz pişmanlık… bunlar geçerli mazeretler mi? Bunları dile getirsek, bu mihrapta namaz kıldıracak bir imam bulabilir miyiz acaba?

Caminin içinde kısım kısım hücreler halinde düzenlenmiş bölmeler mevcut. Buralar Hristiyanlar için özel ibadet bölümleri. Her biri heykeller, haçlar, mumlar ve çiçeklerle donatılmış.


Çarmıha gerilmiş İsa heykellerine alıştık artık. (İsa As i nezih tutarım, bu heykellerin alışılagelmiş isimlerini kastediyorum sadece.) Zaten fethedilen yerlerde beklenen bir taktik bu, ibadethanelerin kendi inançları doğrultusunda değiştirilmesi. (İş bu noktaya gelmeden tedbiri almali elbet, ondan sonra dövünmenin faydası yok maalesef…) Amma, Kurtuba’nın düşüşünden sonra şehrin anahtarının İspanyollara sunuluşunun resmedildiği tablo çok üzdü bizi ve biraz daha yaraladı içimizi. Bir ibadethaneye hiç yakışmayan bir manzara bu.

Kapanma saati yaklaştı, anonslar sıklaştı. Ayrılmak zorundayız. Evimizden, barkımızdan, vatanımızdan kovuluyormuş hissine kapılıyoruz. Ne zormuş Ya Rabbi!

Nurgül ÇELİK

Haber Linkleri

İsrail büyükelçisine protesto
Ayrımcılığın cezası
Hastanelerde sanatın şifaya etkileri
Eşinin yokluğuyla kararan hayatını bütün şehri boyayarak aydınlattı

Ehlinden...

Kendinizi, genç ya da ihtiyar, kadın ve erkek ayırımı yapmadan, suni mazeretler üretmeden her gün, her an eğitin ve sürekli geliştirin.

M. Nureddin ÇOŞAN

Akwa Tanıtım Filmi

You need to a flashplayer enabled browser to view this YouTube video 

Son Yorumlar