İlkokulu bitirdiğim yazdı…
O yaz umreye gidecektik. Yaklaştıkça hepimizi bir heyecan,bir coşku kaplıyordu.
O güzel yere,o kutlu,mübarek yere gidecektik !
Neyse ki havalimanına geldik ve uçağa binmeden önce bizi uğurlamaya gelenlerle vedalaştık.

Rahmetli Nurettin Topçu, « Büyük mezarların üstünde büyük vatanlar vardır. Büyük ölüleri olmayan milletler ebedî olamazlar” der. Sayısız gönül sultanları güzel Anadolumuz başta olmak üzere İslam dünyasının her köşesinde, asırlardır köy, kasaba, şehir, ülke ve dünya çapında ışıklar saçmaya devam etmektedir. Onlar adeta bizi yaşatan ve ebedî yapan, ebediliğe götüren büyük sonsuzluk kervanıdır.
Aylardan Ağustos, günlerden Pazar. İstanbul’da geçirecek bir günümüz var ve biz, ne eski dostları, ne de hatıralarla dolu o büyülü mekanları, hiç birini küstürmek, hiç birinden mahrum kalmak istemiyoruz. Oraya mı gidelim, buraya mı derken Dolmabaçe’ye yönlendiriyor adımlarımız bizi. Gelgelelim, kapıdaki uzunca sırayı beklemeye tahammül edemiyoruz. Ne yapsak, bu güzel günü nasıl değerlendirsek diye düşünüp dururken, o yakınlardaki bir dost geliyor aklımıza. Buraya kadar gelip de yanına varmadan olmaz. Koyuluyoruz yola.
Her yıl aynı mevsimde, ibadet ve dua mevsiminde, dünyanın o mübarek mekanına bir seyahat olur ki; kimi bedeniyle gider, kimi belki sadece gönlüyle, kimi de her ikisiyle… Dile kolay, milyonlarla ifade edilen insan toplulukları tek yürektir orda, burda, dünyanın her neresinde olursa olsun. Akıl ve fikir artık başka bir şey düşünemez olur. Giden orada ağlar, göz yaşı döker; gidemeyen kaldığı yerde hüzünlü, boynu eğik yakarır Rabbine…
Her yıl gidenlerin ardından boynu bükük, selam ve dualarınızı gönderirken bir gün sizin de onların arasında olabileceğiniz ihtimalini düşünmek bile sizi heyecandan titretir, aklınızı başınızdan alır. Sonra sıra, hiç ummadığınız, belki de ümidi kestiğiniz bir anda size de gelir…