
Rahmetli Nurettin Topçu, « Büyük mezarların üstünde büyük vatanlar vardır. Büyük ölüleri olmayan milletler ebedî olamazlar” der. Sayısız gönül sultanları güzel Anadolumuz başta olmak üzere İslam dünyasının her köşesinde, asırlardır köy, kasaba, şehir, ülke ve dünya çapında ışıklar saçmaya devam etmektedir. Onlar adeta bizi yaşatan ve ebedî yapan, ebediliğe götüren büyük sonsuzluk kervanıdır.
Tarih 28.02.2010 öğle üzeri. İstikametimiz, artık Ankara şehrini koruma anlamında fonksiyonu, faydası kalmamış Ankara Kalesinin hemen yanıbaşında, eski Ankara’nın kalbinde bir tepenin üzerinde 7 asırdır manevi bir kalkan olarak korumasını devam ettiren Hacı Bayram Velî Hazretlerinin Camisi ve Türbesi.
Bu büyük hak dostunun ismini taşıyan Ankara’da isminden en çok bahsedilen camisine ve onun ziyaretgahına doğru yola çıkıyoruz. Uzaktan Camii ve kalabalığı gören 3,5 yaşındaki oğlumuz Yunus, mekanın manevi atmosferinin verdiği coşkuyla “Bekle Kabe ben geliyorum! diyerek heyecanını paylaştı. Ulaştığımızda yediden yetmişe bir cemaat öğle namazı için camii tıklım tıklım doldurmuş. Avluda küçük çocuklar güvercinlerin peşinde koşmaktalar. Bu Caminin hem ezanını dinlemenin hem de onda namazı eda etmenin kendine has tadını ve ayrıcalığını, bu fırsatı yaşamış herkes teslim edecektir. Caminin hemen yanındaki küçük dükanlardan oluşan kitapçılar çarşısı çok çeşitli dini eserlerin yanı sıra, misvak, seccade, başörtüsü gbib dini motifli çok çeşitli hediyelik eşyaları bulmak mümkün.
Hayat Hakkında bilgi veren kaynaklardan okuduklarımızın kısa bir özeti şu: Hacı Bayram-ı Veli Moğol istilası ardından 15.yüzyılda Anadoluda birliğininin yeniden sağlanmasında en az siyasi ve askeri güçler kadar etkili olan Anadolu sufilerinin en önemlilerinden biridir. Ankara’nın Solfasol köyünde doğmuştur. Doğum tarihi kesin olmamakla birlikte kaynaklarda H.753/M.1352-53 yılları olarak belirtilir. Bu büyük velînin adı Nûmân bin Ahmed bin Mahmûd, lakabı Hacı Bayram-ı Veli’dir. Hacı Bayram-ı Veli, ömrünün sonuna kadar hak yolunda çalıştı. 1429 tarihinde Ankara’da vefat etti. Türbesi kendi ismiyle anılan Hacı Bayram Camii’ne bitişik olup, ziyaret mahallidir. Hacı Bayram-ı Veli, Yunus Emre tarzında şiirler söylemiştir. Şiirlerinde “Bayrami” mahlasını kullanmıştır.
Ancak bizi daha çok etkileyen o manevi sultanı çok güzel ifade eden şu satırlar,
O, nefsini bilip kendi düğümünü çözenlerden, benlik ırmağını hakikat denizine kavuşturanlardandır.
Bilmek istersen seni
Cân içre ara cânı
Geç cânından bul anı
Sen seni bil sen seni
Diyerek hakikatin adresini veren bir alimdir.”
“Mü’minin gönlü Kabe’ye benzer. Kabe’ye varan ayağı ile yürür ama gönül isteyen, yüzü üzre varsa gerek. Onun içindir ki aşıklar yüzlerini yerlere sürerler. Kabe’ye gidene kılavuz gerekir ve kılavuz Kur’an’dır. Gönüle gidene ise bizzat Allah kılavuzluk eder. Kabe’de ihram giyerler. Hakkı batıldan ayırmak, ihram giymeye benzer.” (Makalat, 74-75)
Hacı Bayram-ı Veli Hz.’lerini tanıdıktan sonra çok seven ve saygı duyan Sultan II.Murad Hacı Bayram-ı Veli Hz.’lerinin öğrencilerinin yanlız ilim ile meşgul olmaları için onların vergi ve askerlikten muaf tutan bir ferman çıkarır. Bunu duyan pek çok kişi Allah rızası için değilde sadece şahsi çıkar için gelip, Hacı Bayram-ı Veli Hz.’lerine öğrenci olmaya başladılar. Sonunda devletin Ankara civarından topladığı vergilerde düşüş oldu. Gelir azalınca Ankara’yı yönetmede bir takım mali problemler başgösterdi. Bunun üzerine, Hacı Bayram-ı Veli ‘de öğrencilerinden bugünkü Etnoğrafya Müzesinin bulunduğu Kanlıgöl’de toplanmalarını istedi. Kanlıgöl’de büyük bir kalabalık toplandı. Meydana büyük bir çadır kurdurmuştu.Öğrencilerine;
- ‘Dervişlerim, müridlerim.. Bana; beni seven öğrencilerimi bugün burada kurban etmem emrolundu. Canını, malını, bana feda eden, çadıra girsin dedi. Ardından elinde bıçakla çadırın önünde beklemeye başladı. Bu sırada topluluktan bir erkek içeri girdi.Arkasından Hacı Bayram-ı Veli Hz.’leri de girdi. Çadırdan dışarı oluk gibi kan aktığı görüldü.Ardından bir kadın girdi.Yine dışarı kanlar aktı. Bunu gören müridler dehşete kapılarak oradan kaçtı. Hacı Bayram-ı Veli Hz.’leri içeri girenleri kesmiş değildi. Gece çadırın içine kimseden habersiz birkaç koyun bırakılmıştı ve kesilen koyunlardı. Hacı Bayram-ı Veli Hz.’leri dışarı çıkarak Sultana bir mektup yazdı ve vergiden muaf tutulacak gerçek müritlerinin bu ikisi olduğunu bildirdi.
Hacı Bayram-ı Veli Hz.’leri her sene ramazan ayında öğrencileri ile çarşıya çıkıp esnaftan, ticaret yapanlardan zekat ve sadakalarını toplar, daha sonra bunları yardım amacıyla kullanırdı.
Yine bir ramazan ayında zekat toplamakta iken zengin bir ağa gelerek Hacı Bayram-ı Veli’yi ve öğrencilerini durdurdu. Belindeki kuşağı çözdü ve içindeki bütün altınları para toplanan keseye boşalttı.İçinden de Peygamberimizin ;
- ‘Veren el, alan elden üstündür’ hadisi şerifini hatırlayıp, ben Hacı Bayram-ı Veli’den daha hayırlıyım diye düşünüverdi. Hacı Bayram-ı Veli Hz.’lerine O’nun bu hali malum oldu.Ve O zatı;
- ‘Hayır efendi, burada veren el, alan elden hayırlı değildir.Çünkü burada alan el kendine almıyor.Başkalarına dağıtmak için alıyor.Burada alan el, veren elden hayırlıdır diye ’ uyardı.
Allah (C.C) şefaatlerini nasip etsin himmetlerini üzerimizde daim etsin
Daha Fazla Bilgi için: http://www.hacibayramiveli.com/
Hanne Gül