
Araştırma mahsülü bir eseri tanıtacağız yine. Bir Osmanlı Yüzbaşısının Kaleminden Tasavvuf adını taşıyan bu önemli çalışmayı Fikri Akbulut hazırlamış. Sözü geçen Yüzbaşı, Mustafa Fevzi Efendi, Osmanlı’nın son döneminde yaşamış mutasavvıf-aydın şahsiyetinin seçkin bir örneği.
Yazar bu önemli simayı, eserlerini ve tasavvufi görüşlerini günümüze taşımayı hedefliyor. Mustafa Fevzi Efendi hakkında yapılan az sayıdaki araştırma içinde
en kapsamlı ve eserlerinin tamamını bir araya getiren bir çalışma olma özelliğini de taşıyan eser, zahmetli ve uzun bir çalışmanın ürünü.
Eser, dört bölümden oluşuyor: Birinci bölümdeMustafa Fevzi Efendinin hayatı ve eserleri incelenmiş ve tanıtılmış. İkinci bölümde itikadi konuları tasavvufi bakış açısı ile değerlendirişine örnekler verilmiş. Bununla birlikte Ümmet-i Muhammed’in itikadlarına göre tasnifi, temsil edilişi ve dört çeşit nefs, vahdet-i vücud, vahdet-i şuhud, keramet gibi konular anlatılmış. Üçüncü bölümde ise Mustafa Fevzi Efendi’nin tasavvuf ve tarikatlerle ilgili görüşleri yer alıyor. Bu bölümde tarikatlerin kullandıkları metodlar, edepleri, zikir, mürşid-i kamil, mürid, tasavvuftaki makam ve ıstılahlar gibi konular ele alınıyor. Dördüncü bölümde de Mustafa Fevzi Efendinin Halidiye ile ilgili görüşleri anlatılıyor.
Önemli bir eser olan Sefine-i Evliya’da Hüseyin Vassaf Mustafa Fevzi Efendi için “dindar, dürüst, alim, arif ve şair mizaçlı bir kişiliğe sahip olduğunu söylüyor. Muhyiddin-i Arabi yolundan giden, vahdet-i vücud zevkine malik ve ceride-i sufiye de neşrettiği makalelerinin pek arifane ve aşıkane olduğunu kaydediyor.
İkinci Meşrutiyet yıllarında dervişler tarafından çıkarılan dergilerin en uzun ömürlüsü Ceride-i Sufiye’dir. Bu derginin bir dönem başyazarlığını yapan Mustafa Fevzi Efendi, sosyal, kültürel, siyasi, dini ve pek tabi tasavvufi yazılar yazmıştır. Özellikle İslam dinine yerli ve yabancı yazarlar tarafından yapılan tarizlere hakimane ve arifane bir üslupla yerinde cevaplar vermiştir. İslam’ı olumsuz bakış açısıyla eleştiren Abdullah Cevdet’e karşı da reddiye niteliğinde kaleme aldığı İZHAR-I HAKİKAT adlı eseri meşhurdur.
Bu eserinde, tesettürün gerekliliğine, İslamdan ayrılarak Hristiyanlaşmanın yanlışlığına, zamanın değişmesiyle İslamın asli konularının değişmeyeceğine, misyonerliğin yaygınlaşmasına dikkat çekmiş büyük mutasavvıflarımıza dil uzatanlara isabetli ve etkileyici cevaplar vermiştir. Son derece saygın ve seviyeli bir üslup ile muarızlara müdahale eden müellifimiz eserinde şöyle der:
“Günümüzde dinin temel kaidelerine itirazlar ve tenkitler yaygınlaşmaya başladı. Bu sebeple herkes payına düşen sözü dili döndüğü kadar söylese hakikat tezahür edecektir. Bu sözümün muhatabı bütün kardeşlerim, Müslüman arkadaşlarımdır. Sözüme bir ulvi beyitle başlıyorum, çünkü bahsimiz o beyt-i şerifin konusuyla alakadardır. Mesnevi:
Öyle bir kalp isterim derd-i deruni şerh için
Firkatinden şerhe şerha olmuş olsun büsbütün.”
Tasavvufi konulardaki derin bilgisinin yanında, geniş bir kültüre de sahip olan Fevzi Efendinin eserlerinin çoğu manzumdur. Beyitler arasına yerleştirilmiş ayet ve hadislerle, zengin tasavvufi terimler, eserlerinin dil ve anlatımını yer yer ağırlaştırsa da üslubu sade ve akıcıdır. Yine Ceride’de yayınlanan “Sendedir” redifli bir şiiri vardır. Bu şiirinin bir kısmı şöyledir:
Fevzi herbir söze gönül berkitme
Tesir sözde ise izân sendedir
Söylenmiş sözleri yeni zannetme
Derin tafahhus et irfan sendedir.
Şüpheli ikrara imândır deme
Yaldızlı sözlere irfândır deme
Muğfile, mudılle insandır deme
Surete kapılma pinhan sendedir.
Küfre arka çevir imâna sine
Çünki bunlar zıddır yekdiğerine
Dinde şekkin varsa sor ârifine
Başında aklın var burhan sendedir.
Allah’a bel bağla bağlanma dehre
İkisi bir deme şer ile hayre
Beyhude bal katma tartısız zehre
Şeytanı aldatan fettan sendedir.
Her şahsa görülmez sırr-ı enelhak
Burda mânâ ile maddedir ortak
Delilsiz davadan uzak kaç uzak
Mansura dar olan meydan sendedir.
Şânın pek büyüktür Hakka dost isen
Şeytandan alçaksın dinde pest isen
Silk-i abdiyette tehi-dest isen
Vuslattan dem urma hicran sendedir.
Varlık Allah’ındır yokluk özündür
Bunu yanlış gören senin gözündür
Seni idlal eden kendi sözündür
Vucud-ı mutlaka bühtan sendedir.
Tasavvuf yokluktur vucûd-ı Hak’da
Allah’ı isbat et nefsi bırak da
Vicdan akçe etmez zât-ı mutlakda
A’cez-i mahlukat bircan sendedir.
Onun Müslümanların mertebelerini, kısımlarını ve özelliklerini anlattığı Mizan-ül İrfan adlı eserinin başına yazdığı beyti de şaheserdir:
Bilmek istersen Hüdavend-i Azimu’ş- Şanını
Nur-i aynım, al bu Mizanımla tart irfanını.
Fikri Akbulut’un çok tesirli bölümleri tesbit edip bir araya getirdiği bu eserin özellikle tasavvufa dair bölümleri dikkate şayandır. Her bölümü özenle okunacak bir eser olan bu çalışmanın, bahsi geçen kısımları ayrı bir alakayı gerektiriyor. Latif bir dil ile ölümü düşündüren, delilleriyle rabıtayı temellendiren, sathi görüşü derinleştiren sayfalar dönüp dönüp okunacak bilgileri ve hissiyatı ihtiva ediyor.
1871 Eğin doğumlu olan Mustafa Fevzi Efendi memleketinden İstanbul’a gelmiş. Burada Ahmet Ziyauddin Gümüşhanevî’nin sohbet halkasına dâhil olmuş, onun vefâtında sonra halifesi Hasan Hilmi Efendi’den istifâde etmiş, Safranbolulu İsmail Necati Efendiden feyz almış, Dağıstanlı Ömer Zİyaüddin Hz. ile de kemal-i ikmal eyleyip ve 1925’te öbür âleme intikâl etmiştir. Onun serdettiği bunca marifet, kaç gönülde hayat bulduğuna bakılırsa gayet anlaşılır bir durumdur. Ruhu şad, kıymet bilenleri çok olsun.
Fevziya sen yolcusun mürşid delil
Mübtedisin rehberin pir-i celil
Asıl maksat Zat-ı Pak-i Kibriya
Vasıta oldu zevat-ı asfiya
Şeyh-i kamil vasıta-billah olur
Şeyh-i kamil mutlak ehlullah olur
Şeyh-i nakıstan çıkar naks-ı celî
Kamili bul kamili bul kamili
Serpil ÖZCAN