Günün Kısa Tarihi

Kullanıcı Oyu:  / 0
En KötüEn İyi 

YAZAR: Nazife Şişman

YAYINEVİ: Timaş Yayınları

Gelecek endişesi insanı bazen hayattan koparıp günü yaşamaktan uzaklaştırır. Aslında çok önemli günlük gelişmeler ve değişmeler bu telaş içinde önemsizleşir, renksizleşir. Halbuki gelecek endişesi ile günü unutanların unuttukları bir şey daha vardır, içinde bulunulan an geleceğe de şekil vermektedir.

Suyun selin akışı gibi gelip geçen zamanda kulakları bükecek, akla ihtar verecek bir şeylere ihtiyaç var. Bugün tanıtacağımız kitap bu ihtarı içinde barındırıyor. Adı bile aynı mesajı taşıyor: Günün Kısa Tarihi. Bu isimde hem bügüne hem geçmişe atıf var ama aslında geleceğin haberini veriyor.

Yazar ve sosyolog Nazife Şişman, günlük hayatın nasıl yavaş yavaş dönüştüğünü, hayatımıza eklenen yeni gelişmelerle birlikte fark etmeden nelerin uçup gittiğini ruhunu yitirmeyen bir çözümlemeyle anlatıyor: İlmek ilmek, her yönden ve açıkça.

Sosyoloji araştırmalarıyla tanıdığımız yazar ambalajlı mutluluklardan seküler hayallere ve seyirlik bir dünyaya bakıyor penceresinden; düşündüklerinden, yaşadıklarından ve okuduklarından damıttığı bir tecrübeyi sunuyor.

İçinde yaşadığımız dünyanın gittikçe kırık bir aynaya dönüşen görüntüsünü parçaları göstererek paylaşıyor satırlarında. Yekpare bir kavrayışın neredeyse imkânsız hale geldiği bir ortamda günün köpüklerinin içinde özü arıyor, kuşatıcı bir anlamlılığın peşine düşüyor. Hayata dair görüşlerin bölük pörçüklüğünü sorguluyor. Gerçekliğin imajlara dönüştüğü bir dönemde parçaları birleştirmeye ihtiyacımız olduğunu fısıldıyor kulağımıza. Yoksulluğun, yoksunluğun, başkalarının acısının, kameranın gösterdiklerinin, mutluluğun nasıl idrak edildiğinin tasvirini yapıyor. Bunu yaparken salt bir eleştiri değil amacı, neyi nasıl yaşadığımızın izleğini çıkarmak. Bizi kuşatan fiziksel şartları, zihinsel kalıpları yoklamak. Bunu yaparken de geniş bir yelpazeyi dikkate almak. Hem ferdi çevreleyen gündelik hayatı hem de “dünyayı dünyalaştıran” siyasal süreçleri.

Nazife Şişman, Günün Kısa Tarihi’nde; şimdiye dikkat çekiyor. Hızlı ve yoğun yaşadığımız için hiç düşünmeden geçiştirdiğimiz şimdiye. Ve şimdinin içerisindeki değişime, dönüşüme, karmaşaya. Her şeye rağmen bütünü kaybetmeden yaşamanın yollarını arıyor. Hakikatin insan gerçeğine ışık tutan bir anlama kavuşabilmesi için…

“Göçmen kuşlar, uçtukları yerin, duvarlarına gökyüzü resimleri yapıştırılmış bir kafes olduğunu fark ettiler önce. Kafes altındandı. Bülbül misali, “vatanım” diyenlerin sayısı azdı. Daha sonra gökyüzü resimleriyle kamuflaja da gerek duyulmaz oldu. Çıplak gözle görülür oldu parmaklıklar. Yani artık yanılsama sona erdi: Ne Amerika özgürlük kuşunun göğüydü, ne de gökyüzü bitti.”

İçeriği gibi konu başlıkları da ilgi çekici: Yokluk-adam yokluğu, Ambalajlı mutluluk, Davulcuyla zurnacının yükselen değeri, Ölmeden ölme’nin yeni tarzı: ötenazi, Ne yar ne diyar-Modern anneler, Hacılar-seyyahlar- ve turistler, Sarığımız ak lekesi çabuk belli olur. Bekar gözüyle Batı: evlilikten diyaloğa…

İçinde küçük ama yaşanmış, önemli hikayecikler barındıran, eski ile yeninin çarpıcı mukayeselerin yer aldığı kitap zevkle okunacak biçimde yazılmış. Okurun kendisinden, geçmişinden ve geleceğinden çok şey bulacağı eserden birkaç bölüm nakledelim:

“Dini uygulamaların laiklik/şeriat kutuplaşmasının gölgesi altında çarpık bir sunumu tecrübe ediyor çocuklarımız. Cemaatle namazı “toplu namaz” şeklinde toplu kalkışma ve eylem dili içinde ifade eden medyatik mercek etkiliyor bakışlarını. Böyle bir ortamda bizi biz yapan esasları sürekli hafızamızda, kalbimizde ve hayatımızda tutumayı nasıl başarabilirz? Bizi biz yapan esasları, gündelik hayatımızda muhafaza etmek için törenlere ihtiyacımız var. …. Yani öncelikler listemizi belirleyecek olan, “okuma bayramı”, mezuniyet balosu”, “Besmele günü”, “hatim töreni”nden her birinin hayatımızda kapladığı ve taşıdığı önemdir.”

“Yahya Kemal, ezansız semtlerde büyüyen çocukların, “Müslümanlığın çocukluk rüyası”nı göremeyeceği endişesini taşıyordu. Hatim törensiz büyüyen çocuklar için de aynı endişe baki.”

Mescid-i Harama gitmek, Efendimizin gezdiği yerlerde gezmek, o toprağa yüz sürmek, nasip olursa orada ölmek ve gömülmek pek çok mü’minin dularını süsler. Ancak oralarda yatırım yapmak, daire satın almak, arsa sahibi olmak, yazarın da belirttiği gibi bu güne kadar kimsenin aklından geçmemiştir. Çünkü mülkün yegane sahibinin Allah olduğunun en fazla hissedilmesi gereken yer Orası.Yazarın beş yıldızlı haclar ile ilgili söyledikleri de dikkate şayan:

“Mescide yakın olabilmek, her balkona çıkışta Kabeyi görebilmek “ama tepeden” ve ibadetlerini 5 yıldız konforunda yapabilmek… Devre mülk otelin pazarlamasında öne sürülen oldukça “dini” gerekçeler gibi duruyor. Ama biz biliyoruz ki bunun dinle de Kabe aşkıyla da pek alakası yok. Tam aksine insanların dini hassasiyetlerini de pazarlama teknolojisine dahil eden kapitalist piyasa ilkesi ile alakası var”.

Okurken kendi görüşlerimizi olduğu kadar artık alışkanlık haline gelmiş davranışlarımızı da sorguya tabi tutacağımız bu kitabı sizin de çok etkili bulacağınızı umuyoruz. İyi okumalar…

Serpil ÖZCAN

Haber Linkleri

İsrail büyükelçisine protesto
Ayrımcılığın cezası
Hastanelerde sanatın şifaya etkileri
Eşinin yokluğuyla kararan hayatını bütün şehri boyayarak aydınlattı

Ehlinden...

Kendinizi, genç ya da ihtiyar, kadın ve erkek ayırımı yapmadan, suni mazeretler üretmeden her gün, her an eğitin ve sürekli geliştirin.

M. Nureddin ÇOŞAN

Akwa Tanıtım Filmi

You need to a flashplayer enabled browser to view this YouTube video 

Son Yorumlar