Saf Suresi, 61. Suredir. Medine döneminde nâzil olmuştur. 14 âyettir. Adını sûrenin dördüncü âyetinde geçen ve “hakikat karşısında dizilmek” anlamındaki “saff” kelimesinden almıştır. Sûre iman edip bu uğurda mücadele vermeyi konu edinir.
إِنَّ اللَّهَ يُحِبُّ الَّذِينَ يُقَاتِلُونَ فِي سَبِيلِهِ صَفّاً كَأَنَّهُم بُنيَانٌ مَّرْصُوصٌ
“Allah, kendi yolunda (birbirine) kurşunla kenetlenip kaynaşmış bir yapı gibi saf halinde (kendi yolunda) savaşanları sever.” (Feyzul Furkan- Hasan Tahsin Feyizli)
”Truly Allah loves those who fight in His Cause in battle array, as if they were a solid cemented structure.” (Yusuf Ali- English Translation)
إِنَّ : Muhakkak ki
اللَّهَ : Allah
يُحِبُّ : sever
الَّذِينَ : O kimseler ki
يُقَاتِلُونَ : savasırlar
فِي سَبِيلِهِ : O (Allah)’nun yolunda
صَفّاً :Saf halinde
كَأَنَّهُم بُنيَانٌ : Bir bina (yapı) gibi
مَّرْصُوصٌ : kenetlenip, kaynaşmış
Rivâyete göre mü’minler: “Amellerin Allah’a en sevimli geleninin hangisi olduğunu bilseydik, o uğurda mallarımızı ve canlarımızı feda ederdik.” demişlerdi. Bunun üzerine Allah Teâlâ’nın: “Şüphesiz ki Allah kendi uğrunda çarpışanları sever.” âyeti nâzil oldu (Beydâvî, Celâleyn).
Bu ayetten öncelikle, müminlerin ancak canlarını feda etme tehlikesini göze aldıklarında, Allah’ın rızasını kazanabilecekleri anlaşılmaktadır. Ayrıca Allah’ın ancak şu üç vasfa sahip olan orduyu tasvip ettiği vurgulanmaktadır:
a) İmanlı ve Allah yolunda savaştıklarının şuuruna ermiş askerlerden müteşekkil,
b) Dağınık olmayıp, disiplin içinde ve düzenli saflar halinde savaşan,
c) Düşmana kurşunla kaynatılmış duvarlar gibi (sağlam ve sarsılmaz bir şekilde) karşı koyan bir ordudur bu.
Özellikle bu ordunun son vasfı dikkat çekicidir. Çünkü hiçbir ordu savaş meydanında, şu aşağıdaki özellikleri uhdesinde bulundurmaksızın kurşunla kaynatılmış duvarlar gibi duramaz.
I. İnanç ve hedef bakımından mükemmel bir görüş birliği, yani subaylar ve erler arasında mükemmel bir dayanışma olmalıdır.
II. Askerler birbirlerine samimi bir şekilde bağlı olmalıdır. Ancak bu bağlılık, gayeye ihlasla sarılmadıkça ve ortada yüce gaye olmadıkça gerçekleşemez. Aksi takdirde, savaş gibi çetin bir imtihanda, niyetlerdeki zaafların saklı kalması mümkün değildir. Dolayısıyla güven sarsıldığında, askerler itimadlerini kaybeder ve birbirlerinden şüphe etmeye başlarlar.
III. Yüksek derecede ahlâk sahibi olmalıdırlar. Şayet bir ordunun subay ve erleri ahlâken zayıf kimselerse, aralarında saygı ve sevgi yok demektir. Bu ahlâki zaafları dolayısıyla da birbirleriyle kavga ve münakaşa etmekten kurtulamazlar.
IV. Ordu mensupları arasında, gaye ve hedefe duyulan arzu ve onu elde etmek için gösterilen kararlılık, öyle bir etkileşim meydana getirir ki, hiçbir güç onları yenemez ve onlar savaş meydanında kurşunla kaynatılmış duvarlar gibi sağlam, sarsılmaz bir şekilde çarpışırlar.
İşte bu esaslar, Rasulullah’ın (s.a) liderliğinde muhteşem bir askeri güç meydana getirmiştir. Bu güce en büyük kuvvetler bile karşı koyamamış ve asırlarca tüm dünya onlarla baş edememiştir.
(Tefhimul Kuran)
Allah-ü Teâlâ, cihaddan kaçınanları sevmez, fakat (şüphe yok ki, Allah o kimseleri sever ki: Onun yolunda) ilâhî din uğrunda (sanki bir muhkem bina) kurşunla kenetlenmiş pek sağlam bir duvar (gibi saf bağlayarak savaşta bulunurlar) öyle birleşik, muntazam bir vaziyet alarak düşmanlarını cezalandırmaya çalışırlar. Böyle düzenli, birbirine bağlı bir vaziyet almaları, kendilerinin manevî kuvvetlerini arttırır, aralarındaki birliği temîn eder, düşmanlarının yüreklerine korku düşürür, yok olmalarına sebep olur. Nitekim namazlarda da safların düzeltilmesiyle emrolunmuştur ki, bu da müslüman cemaatının birliğini, kalbi bağlılıklarını göstermiş olur. (Ömer Nasuhi Bilmen)
“Before Allah’s Messenger began the battle against the enemy, he liked to line up his forces in rows; in this Surah, Allah teaches the believers to do the same.” He also said that Allah’s statement, (as if they were a solid structure.) means, its parts are firmly connected to each other; in rows for battle. Muqatil bin Hayyan said, “Firmly connected to each other.” Ibn `Abbas commented on the meaning of the Ayah, (as if they were a solid structure.) by saying, “They are like a firm structure that does not move, because its parts are cemented to each other.” ( Tafsir Ibn Kathir )
Müslümanlar Allah yolunda savaşırlar. Kendi çıkarları için veya ırk, toprak, soy ve aile gibi herhangi bir tutkunluk ve asabiyet yolunda savaşmazlar. Yalnız Allah yolunda, sadece Allah için, sırf Allah’ın sözünü yüceltmek için savaşırlar. Bu öyle bir yapıdır ki bütün tuğlaları birbiriyle yardımlaşmakta, birbirine dayanmakta ve kenetlenmektedir. Her tuğla kendi görevini yerine getirmekte ve her biri kendi yediğini kapatmaktadır. Çünkü bir tuğla yerinden ayrıldığında ileriye veya geriye alındığında yanındaki ve altındaki diğer tuğlalarla bütünleşip kenetlenmediğinde duvarın tamamı yıkılma tehlikesi ile karşı karşıya kalır. Bu genel anlamı ifade eden soyut bir benzetme değil, gerçeği tasvir eden bir ifadedir. Cemaatın yapısını, cemaat içindeki bireylerin birbirleriyle bağlarını tasvir eden bir ifade. Belirlenen düzen içinde, belirlenen hedefe doğru yöneltilen inanç bağını ve hareket bağını ortaya koymaktadır.
Bu aslında bireysel bir sorumluluktur. Fakat toplumsal şekilde ortaya çıkan bireysel bir sorumluluk. Düzenli bir cemaat içindeki bireysel sorumluluk. Çünkü islama karşı koyanlar toplu güçler halinde O’na karşı koymaktadırlar. Büyük kitleler halinde O’na saldırmaktadırlar. Bu nedenle İslam ordularının da düşmanlarını düzgün, düzenli ve saflar halinde karşılamaları gerekmektedir. Sağlam ve dayanıklı birlikler halinde düzene girmeleri gerekir. Çünkü bu dinin temel özelliği budur. Üstün ve galip gelmesi, topluma hakim olması, birbirine bağlı, birbiriyle uyumlu bir topluluk meydana getirmesi O’nun en önemli özelliğidir. Tek başına ibadet eden, yalnız başına savaşan ve tek başına yaşayan toplumdan kopuk fertlerin sergilediği tablo bu dinin tabiatından tamamen uzaktır. Bu tek tek bireyler cihad halinde veya bundan sonra hayata hakim olma konusunda sistemin gerekliliğinden tamamen uzaktırlar. (Fizilal’il Kur’an Tefsiri)
Cenab-ı Allah bu ayete uygun davrananları sever ve bunlardan hoşnud olur. Çünkü onlar Allah yolunda, O’nun rızasını talep etme uğrunda savaşırlar. Nizam, dikkat, hikmet ve nefis temizliği ile savaşır, savaşa hazırlanır, zamanlarına uygun bir şekilde savaş hazırlığı içinde bulunurlar. Kurşunla kaynatılmış binalar gibi saf halinde bîribirine bitişik ve bağlıdırlar. Biribirlerini korurlar. Delik deşik bulunmayan sağlam duvar gibidirler. Bu ifadelerde birlik ve tam bir mefkure bütünlüğü, sağlam inanç ve gönül birliği ile düşmana karşı hazırlıklar içinde bulunmak gerektiğine işaret vardır. (Furkan Tefsiri)
Allah yolunda saf saf dizilip savaşanlar hakkında Peygamber Efendimiz (s.a.v) de şöyle buyurmuştur:
“Üç kimse vardır ki, onlar, Allah ın hoşuna gider. Onlar geceleyin kalkıp namaz kılan kimse, namaz için saf tutan kimseler ve savaş için saf tutan kimselerdir.” ( Ahmed b. Hanbel, Müsned, C.3, S.80)
Hz. Peygamber buyuruyor ki: “Kim Allah’ın sözünü yüceltmek için savaşırsa o Allah’ın yolundadır.” (Bu hadisi Buhari Müslim Ebu Davud Tirmizi ve Nesei rivayet etmiştir)
“Allah yolunda düşmana karşı bir gün (gözetleme ve savunmada) bulunmak, dünyadan da, üzerindeki şeylerden de hayırlıdır. Cennet’de sizden ‘ birinizin değneğinin işgal ettiği yer (kadar küçücük bir parça), dünyadan da, üzerindeki her şeyden de hayırlıdır. Günün evvelinde ve sonunda kulun Allah yolunda (evinden, iş yerinden adım atıp) çıkışı, dünyadan da üzerindeki şeylerden de hayırlıdır.” (Buharî/cihad : 73)
Şimdi bu bilgiler ışığında Saff Suresini bir kez daha okuyup, dinlemeye ne dersiniz?
İlgilenenler için: http://www.kuranimiz.net/dosyalar/saff%20suresi/saff_suresi.html
21. yuzyılın şartlarını düşünerek tekrar tekrar okuyalım, ezberleyelim, uygulayalım hep birlikte inşaAllah…