Günümüzde bilim ve teknolojinin hızla gelişiyor olması, klasik eğitim tekniklerinin verildiği yıllara göre, çok daha farklı ve özgün niteliklere sahip bireylerin yetiştirilmesini gerekli kılmaktadır.

Dolayısı ile bir eğitim sisteminin amacı öncelikle öğrencilere statik (durağan) bilgiyi aktarmaktan çok, onlara bilgiye ulaşma yolu olarak tanımlayabileceğimiz bilgi okur-yazarlığını öğretmek olmalıdır.

Öğrencilere araştırmayı, kritik ve analitik  düşünebilmeyi,  sorgulamayı, yaparak ve yaşayarak öğrenmeyi ve problem çözmeyi öğretmek etkin öğrenme sürecinin ana hedefleri olmalıdır. Peki bu çerçevede etkin öğrenme nasıl olmalıdır? Burada konu ile ilgili olarak İsviçreli Psikolog Jean Piaget’in güzel bir sözü var:

“ Etkin bir okul ancak öğrencilerin gerektiği için değil, kendileri istediği için çaba göstermelerini ve başkaları tarafından hazırlanan bilgiyi kabul etmek yerine, kendi akıllarını kullanarak, özgün çalışmalar yapmalarını sağlayabilirlerse, zekâ yasalarının tümüne saygı göstermiş olur.”

Oysa günümüzdeki işlevsel olmayan eğitim sistemlerine baktığımızda; öğrencinin yığınlar haline gelmiş pek çok bilgiyi durağan şekilde almakla karşı karşıya kaldığını, bilgi okur-yazarı olmak yerine, bilgi obezi haline geldiğini görüyoruz. Özellikle dershanelerdeki, deneysiz, araştırmasız kuru teorik bilgiye dayalı eğitim, giderek durumu daha da zorlaştırmaktadır. Deney yapmaksızın kimya dersi alan bir öğrenci düşünün, maddenin özelliklerini teorik bilgiler dışında nasıl anlayabilir? Geometri dersinde, hiç katı cisimlere dokunmamış bir öğrenci, onların kendi eksenleri etrafında belirli derecelerde dönmeleri sonucunda ortaya çıkacak şeklin ne olduğunu nasıl anlayabilir? Her öğrencinin soyut düşünme becerisi aynı olmadığına göre, bu dersler teorik bilgilerle nasıl öğretilebilir? Örnekleri  çoğaltmak mümkün. Etkin öğrenme ile ilgili yazılarımızda, okul öncesi “Etkin Öğrenme” yaklaşımlarından başlayarak, ilk ve orta öğrenimde uygulanan “Proje Tabanlı Öğrenme” yaklaşımlarını sırayla ele alacağız.

Eğitimde etkin öğrenme ihtiyacını hisseden pek çok öğretim kuramcısı, bu konuda önemli kuramlar geliştirmişlerdir. Bunlardan oldukça etkili olan “High/Scope” eğitim yaklaşımı,1962 yılında ABD’de David P. Weikart ve meslektaşları tarafından geliştirilen ve bugün  dünyanın bir çok ülkesinde uygulanmakta olan bir okul öncesi eğitim yaklaşımıdır. Bu yaklaşımın oluşturulmasına Piaget’in kuramları öncülük etmiştir. High/Scope programı okul öncesi eğitimde “etkin öğrenme” kavramını temel alır. Bu yaklaşım, daha ilk çocukluk dönemlerinde bireylerin kendi tercihlerini yapmalarına, karar verme yeteneklerinin geliştirilmesine, sorumluluk almayı öğrenmelerine ve kendi iç disiplinlerini oluşturmalarına olanak sağlar.

Konuyu biraz daha açıklayacak olursak; High/Scope Eğitim sistemi; research-do-review(Planla-yap-değerlendir)şeklinde çevirebileceğimiz bir süreci ifade eder. Bu süreç, çocuklara önemli öğrenme deneyimleri kazanmaları ve problem çözmeleri için imkân veren, özgüvenlerini destekleyen, sorumluluk alma bilinci ve zaman yönetimi konusunda yeteneklerini geliştiren bir dizi sıralı faaliyetten oluşur. Öğrencilerin, girişken, yaratıcı, sorgulayıcı, özgüvenli, başkalarının görüşlerine saygılı bireyler olarak yetişmeleri hedeflenir ve bunun sonucunda da öğrencinin dili kullanma becerisi, kendini ifade etme yeteneği, doğru düşünme becerisi gelişir. Geleneksel çocuk gelişimi uygulamaları ile High/Scope yaklaşımı arasında iki önemli fark vardır. Birincisi, bu yaklaşımda öğrencilere planlama yapmalarına ve yaptıkları çalışmaları anlatmalarına fırsat verilir, ikincisi ise zihinsel hedeflerlin yanı sıra sosyal ve duygusal hedeflerin de bulunmasıdır. Etkin öğrenme, yaparak öğrenmedir dolayısı ile çocuklar sadece öğretmenlerini izlemekle kalmayıp, nesnelerin yerini değiştirerek, hareket ederek bizzat faaliyete katılarak öğrenirler. Bu şekilde gerçekleştirilen bir öğrenme, çocuğun duyuşsal, dokunsal ve işitsel olarak tüm algılarına hitap etmektedir. Eğitimin kişide kalıcı değişiklikler meydana getirmeyi hedeflediğini düşünürsek, bu yaklaşımla elde edilen sonuçların hiç de azımsanmayacak kadar kıymetli olduğunu söyleyebiliriz.

Ülkemizde de pek çok okulda kullanılan High/Scope öğretim yaklaşımının daha etkin bir şekilde uygulanabilmesi için, planla-yap-değerlendir sürecinde, öğrencilere bilgi aktarımı yerine, öğrenmeyi öğrenme ilkesi benimsenmelidir. High/Scope okul öncesi eğitim programında, etkin öğrenme yöntemi esas alınmaktadır, ülkemizde de okulöncesi eğitim uygulamalarında, yaparak yaşayarak öğrenme temel alınmaktadır ancak uygulamalardaki bazı yetersizlikler nedeni ile bu model tam olarak her zaman uygulanamamaktadır. Bu eğitim yaklaşımında çocuk kadar yetişkin de etkindir ancak bazı okulöncesi eğitim kurumlarında fiziksel yapının bu model için uygun olmayışı ve materyal eksikliği, yetişkinlerin daha etkin, çocuğun ise pasif alıcı olmasına neden olmaktadır. Bu nedenle bu eğitim modelinden istenen verimin alınması için, çevre şartlarının; araç-gereçlerin zengin tutulması, bu eğitimi verecek olan öğretmenlerin de modeli uygulama konusunda tecrübeli olması gerekmektedir. High/Scope modelinde, öğrencilerde ortaya çıkabilecek davranış problemlerinde öğretmen, öğrenciyi cezalandırmaktan kaçınmalıdır. Bu modelde ceza ve ödül kavramlarının yerine, öğrencilerde problem çözmeyi, sosyal olabilmeyi geliştirmek adına olumsuz davranış gösteren öğrenci ya da öğrencilerle söz konusu durum konuşularak değerlendirilir ve bir çözüm bulmaya çalışılır.

Duyarım ve unuturum,

Görürüm ve hatırlarım 

Yaparım ve anlarım.” Çin Atasözü

Neriman ESENDEMİR