2000 ‘li yılların başlarında, Beşir Ayvazoğlu’nun “Defterimde Kırk Suret” isimli biyografi kitabını okurken Şeyh Tosun Bayrak’ın biyografisinden çok etkilenmiş, içimden keşke kendisini de görmek nasip olsa diye geçirmiştim. Bir yandan da bu istek oldukça gerçek dışı gelmişti çünkü, İstanbul’daydım ve dergahlarla ilgili tüm bilgim okuduklarımdan ibaretti, New York’daki Cerrahi dergahının şeyhi Tosun Bayrak, benim için bir başka dünyadan biri gibiydi. Aradan yıllar geçip de New York’a taşınınca, New York Chestnut Ridge’deki bu dergah bizim için, maneviyatımızı canlandırıp, nefes aldığımız bir yere dönüştü. Bu yazımda sizlere dergahı ve şeyh Tosun Bayrak’ı anlatacak ve dergah üzerine en sağlam ağızdan bilgi aktarmak için, Yurdaer Doğanata beyefendi ile yaptığımız söyleşiyi sizlerle paylaşacağım.

1926 yılında Kanlıca’da dünyaya gelen Tosun Bayraktaroğlu, Robert Koleji’nde biyoloji okuduktan sonra önce Amerika’da bir süre mimarlık eğitimi alıyor, sonra Londra’da iki yıl sanat tarihi tahsil ediyor, daha sonra tekrar Amerika’ya dönüp tahsilini New Jersey’de tamamlıyor. Bu arada bir müddet Paris’te resim eğitimi alıyor, 10 yıl kadar da Fas’ta ticaretle uğraşıyor ve o dönemde Fas’ta Türkiye Cumhuriyeti fahri konsolosluğu yapıyor. 1961’den sonra 30 yıl kadar ABD’de resim, heykel ve sanat tarihi profesörlüğü yapıyor. 1950’lerden sonra Paris’te başlayan ressamlık döneminde Avrupa ve Amerika’da özellikle şok edici tabir edilen eserlerden oluşmuş sergiler açıyor ve bunlar sanat çevrelerinde büyük dikkat çekiyor.

Tüm bu maceralardan sonra, 1968 yılının Aralık ayında hanımıyla İstanbul’dan Konya’ya Şeb-i Arus törenlerini izlemeye giderken trende Münevver Ayaşlı hanımefendiyle karşılaşıyor ve Ayaşlı onu bir Şeyh efendi ile tanıştırabileceğini söylüyor. O vesileyle Tosun Baba bir Perşembe akşamı Karagümrük`teki dergahına gidiyor.

Tosun Bey o gece zikirden ve tekkenin genel halinden çok etkilenir ancak uzaktan izler, katılmaz. Bütün hafta Perşembe’yi bekler ve tekkeye tekrar gider. İçeri girerken abdestini alır ve tekkenin girişindeki kabirlerin yanında durarak yıllardır okumadığı Fatiha’yı okur. Bu defa herkesle beraber namaza durur ve ilk defa namaz kılar.

O akşam şeyh Muzaffer Özak Efendi diz dize oturduğu bir adamın başına beyaz takkeyi koyarken Tosun Bey bu sahneye çok imrenir. Bu olaydan sonra şeyh efendi ilk defa Tosun Bey’e gözlerini dikerek herkese şu soruyu sorar: “Hz Yunus bir şiirinde ‘Çıktım erik dalına, anda yedim üzümü’ diyor. Ne demek istiyor?” Bu soruyu iki sefer sorar ve Tosun Efendi’ye bakarak: “Ben bir profesör tanıyorum, bu sualin cevabını hemen bildi ve bunu bilmeyecek ne var dedi. Adam gitmiş manavdan üzüm almış ve erik ağacına çıkarak yemiş.” Arkasından tebessüm ederek ona bakar. O an Tosun Efendi’nin hayatında adeta bir devrim olur, her şey adeta yerli yerine oturur.

Şeyh efendi ona ismiyle hitap ederek, “Tosun Bey, demin bir derviş biat ederken ona giydirdiğim takkeye imrendin galiba! Gel bakayım” der. Tosun Efendi şeyhin önünde ayakları ağrıya ağrıya diz üstü oturur. Efendi alelacele başına bir takke koyar. Takke biraz ufaktır. Efendi onun da çaresini bulur. “İyidir, ya kafan küçülür ya da takke büyür” der. Tosun Bey o gün derviş olmuştur.

Tosun Bayrak

Bu olaydan yaklaşık üç yıl sonra Tosun Bey bir gece bir rüya görür. Rüyada Efendi ona, “sana iki güzel haberim var” der. “Biri, hanımın Müslüman olacak, diğeri de…” derken uyanır. Bu olaydan bir zaman sonra hanımı Müslüman olunca rüyasını hatırlar ve Efendi’ye anlatır. O da “Maşallah nihayet aklına geldi. Oğlum bizi beklettin, rüyadaki ikinci güzel haber şu: Sana biiznillah hilafet vereceğim” der. “Aman efendim biz kimiz ki” filan derken “biz ne yaptığımızı bilmiyor muyuz” der efendisi ona.

Bu tarihten sonra Tosun Efendi’nin manevi tahsili için Muzaffer efendi, halifesi rahmetli Safer efendiyi vazifelendirir. 300 bin Kelime-i Tevhid ve 10 bin Salavat-ı Şerife’lik dersi sürdürür ve Safer Efendi Tosun Babayı uzun bir süre bıkmadan usanmadan sabahlara kadar eğitir. Ona der ki, “bizim dediklerimizi heybeye at, zamanı gelince ve lazım olunca oradan alıp kullanırsın.”

Muzaffer Efendi, Ramazan ayında bir perşembe gecesi ona hilafet verir ve şu veciz öğüdü de ilave eder: “Sohbetlerinde sakın kendinden bir şey söyleme. Ya Kur’an-ı Kerim’den bildiklerini, ya Hadis-i şeriflerden hatırladıklarını, ya benden öğrendiklerini ya da Veliyullah`ın kitaplarından okuduklarını naklet; bundan maada bir şey söyleme.”

Daha sonra New York’a dönen Tosun Baba, evini dergah olarak açar. Dergahın o günlerden bugünlere geliş hikayesini ve dergahtaki faaliyetleri Yurdaer Doğanata beyefendi şöyle anlatıyor:

Şu andaki dergah binası 1991’de Tosun Baba ve dervişlerinin çabası ile inşa edilmis. İlk dergah şu andaki dergahın iki ev uzagında, Tosun Baba’nın eviymiş. Muzaffer Efendi Tosun Baba’yı halifesi yaptıktan sonra ” Amerika’da bir mutfak aç, kadınlara ve azınlıklara iyi davran” diye emir vermiş. İlk dergah Tosun Baba’nın mutfağıdır. O zaman Tosun Baba’nın 13 tane dervişi varmış. Tosun Baba ödül alan biyografisi “Amerika’da bir Türk” kitabında bu dönemi oldukça detaylı anlatmış. Muzaffer Efendi’nin işaretiyle kurulan o mutfakta takva ve tövbe yaprakları, gönüllerde “la ilahe ilallah” tokmağı ile dövülüp toz haline getirilmiş, akıl süzgecinden geçirilip, haya göz yaşları ile ıslatılmış, aşk ateşi ile pişirilip, sabırla demlenmiş. Yıllar sonra bugün hala Tosun Baba’nın bu tarifle demlediği şurubu şükür ve tevekkül kapları ile içerek hasta gönüllerimizi tedavi etmeye çalışıyoruz.

Dergahta çok sayıda Amerika’lı görüyoruz, nasıl bir oran var?

Dergah Birleşmiş Milletler gibi. Amerikalılar olduğu gibi, her milletten insan var. Arap, Hint, Pakistan, Rus, Güney Amerika, Ermeni, Boşnak, Türk oldugu gibi Hıristiyanlik ve Musevilikten sonra Müslümanlıklarını hatırlayıp derviş olmuş bir çok kişi var. Yalnız New York’da yaşayan 100’den fazla derviş var. Ayrıca California, Toronto, Chicago, Chile ve Arjantin’de zaviyelerimiz var. Hepsini toplarsak bir kac yuz derviş eder. Biz Türkler azınlıktayız. Ruhlarımızın milliyet veya cinsiyeti yok. Dergahın herhangi bir etnik gruba ait olmaması doğru yolda olduğumuza bir işaret.

Amerika’nın farklı noktalarında, Kanada ve Güney Amerika’da da zaviyeler bulunuyor, diğer zaviyelerle bağlar nasıl durumda, beraber yapılan organizasyonlar var mı?

Tosun Baba’yı ziyaret için diğer zaviyeler sık sık gelirler. Eskiden Tosun Baba senede bir defa zaviyeleri ziyaret eder, onlarla bir hafta kalır, irşat ederdi. Şimdi 91 yaşında seyahat etmesi çok zor. Tüm zaviyeler ile çok büyük yakınlığımız var. Hz. Pir’in mucizesi, hepsi ile sanki yıllardır tanışıyor gibiyiz. Pir Nureddin Cerrahi hazretleri “Benim dervişlerim üzüm salkımı gibidir. Ben onları sıkıp üzüm suyu haline getirdim” diyor. Tevhidin, muhabbetin sırrı da burada. Siyah üzüm, beyaz üzüm, ekşi üzüm, tatlı üzüm hepsi Hz. Pir’in elinde muhabbet şarabına dönüşmüş. Seyfullah hazretlerinin dediği gibi “Bu aşk bir bahri ummandır buna had-i kenar olmaz.
Buraya her geldiğimizde dikkatimizi çeken şey herkes çok güler yüzlü, çok yardımsever ve nazik, bu durum ziyaretçileri etkiliyor mu? Onların tavrı nasıl oluyor?

Efendimiz “İnsanların en hayırlısı insanlara en çok faydalı olanlardır” demiş. Hizmet için fırsat bulduğumuz zaman, var oluş sebebimize uygun yaşayabildiğimiz için seviniyoruz. İslamiyeti öğrenmek için çok ziyaretçilerimiz olur. Okullar öğrencilerini, dervişler arkadaşlarını getirirler. Dergaha ilk defa gelenlerin genel olarak hissetikleri ilk önce şaşkınlık, sonra sertleşmiş kalıpların kırılması, sonunda huzur ve rahatlık. Ziyaretçiler hemen hemen her defasında geldiklerinden hep farklı düşüncelerle ayrılırlar. Herşeyin başı samimiyet. Siz dil, din, ırk, milliyet, cinsiyet ayrımı yapmadan Allah rızası için severek hizmet ederseniz sevilmemeniz mümkün değil. Muhabbet hep iki yönlüdür. Siz gerçekten muhabbet duyarsanız, karşınızdakinin size muhabbet duymaması mümkün değil.

Dergahdaki yardım çalışmalarından haberim var, biraz da onlardan bahsedebilir misiniz?

Allah’ın veren, göz yaşı silen eli olmanın keyfi çok büyük. Küçük bir grup olmamıza rağmen, Allah dünyanın dört bir yerindeki mazluma, evlerinden, yurtlarından sürülmüş, özellikle kadın ve çocuklara ulasmayı nasib etti. Müslüman, gayri müslüman ayrımı yapmadan gerçek ihtiyaç sahiplerine, mağdurlara, savaşlarda, doğal felaketlerde elimizi uzatmaya çalışıyoruz. Tabii ki veren biz değiliz, kerem ve lütuf sahibi yaratıcının kudret elinin bizim elimizde tecelli ettiğini görmek, O’nun cemalini görmek gibi. Tosun Baba 20-30 sene evvel dünyanın dört bir yanına bizzat kendi giderdi, ihtiyaç sahiplerini tespit eder, eliyle dağıtırdı. Yapılan bağışların tek kuruşunun bile masraflar için harcanmasına razı olmadı. Tosun Baba’nın rehberliğinde Bosna savası sırasinda yüzlerce öğrenci getirdik, evlerimizde agırladık, lise ve üniversiteyi okuttuk. Bazıları Bosna’ya döndü çok önemli sorumluluklar aldı. Bazısı burada kaldı. Tosun Baba’nın rehberliği ile her şey çok kolay oldu. Allah rızası için yapılan herşey kolay oluyor.

Bu kıymetli bilgilerden sonra dergahı ziyaret etmek istemiş olabileceğinizi düşünerek, biraz da dergahtaki programdan bahsedeyim. Cumartesi akşamları 6’da usul ile başlayan programı 7 ‘de akşam yemeği, sonra yatsı namazının edası, sohbet ve zikr takip ediyor. Tüm bu akışın sorunsuz gerçekleşmesi için herşey önceden planlanıyor, görev taksimi aylar evvelinden yapılıyor, mutfakta çalışanlar, yemeğe sponsor olanlar, o akşam çocuk bakımıyla ilgilenecek olanlar ve gün içinde temizliği yapacak olanlar bir kaç ay evvelinden belli oluyor. Çocuk bakımı dedim, üst katta çocukların sohbet esnasında oynayabilecekleri geniş bir alan, çok sayıda oyuncak ve daha da mühimi bir sürü arkadaş bulunuyor. Çocuk bakımıyla ilgili olan görevliler o alanda çocukların güvenliğini ve belli oranda sakinliğini (aşağıdaki sohbet salonunun avizesinin sallanmaması gibi) sağlamaya çalışıyor. Sohbetin bitiminde namaz ve zikirle beraber oyun alanının ışıkları kapatılıyor ve tüm çocuklar aşağıya davet ediliyor, zikire katılan çocuklar meydanda yerlerini alıyor, katılmayanlar arkada köşelerdeki minderlerde uykuya dalıyor. Kızım Hatice Mina hanım da önce kucağımda zikirde olup sonra minderlerde uyuyan çocuklardan. Çocuklarla ilgili kısmı detaylıca anlattım çünkü hem çocuklu bir anne olarak dergahın çocuk dostu halinden çok etkilendim, hem de çocuğuyla rahat edemeyeceğini düşünüp gelmekten vazgeçen aileleri rahatlatıp cesaretlendirmek istedim.

Dergahın çocuk dostu oluşuyla ilgili Yurdaer Doğanata beyefendi şöyle anlatıyor:

Çocuklarımız dergahın geleceği. Hatta bu ülkede islamiyetin geleceği. Bir çoğu dergahta doğdu, dergahta oynayarak, büyüdüler, yine bir çoğu derviş oldu, bazıları dergahta evlendi. Onlar geleceğin şeyhleri, dervişleri. Biz küçükken camilerden kaçardık. Nedenini araştırmak lazım. Biz cocuklarımızı dergahtan çıkartamıyoruz. Dergahı o kadar seviyorlar. Onlarin sesleri, koşuşturmaları, dergahı evleri gibi bilmeleri çok hoşuma gidiyor. Biz büyük bir aileyiz, her cocuk kendi çocuğumuz gibi. Anneler çocukların teyzeleri, babalar amca ve dayıları yerinde. Bazen bizi çok yordukları doğru ama çok keyifli bir yorgunluk.

Tosun baba hatıratında dergahın çocuklarını Waldorf okuluna göndermek için özel bir tercih olduğunu buyurmuş, bu okulla ilişkiler devam ediyor mu? Sizce Waldorf eğitiminin çocukların gelişimine etkisi nasıl?

Muzaffer Efendi Waldorf eğitimini bizim tasavvuf duşuncemize yakın bulmuş. Dergahın okula yakın olarak kurulmasını ve çocuklarımızı da bu okula göndermemizi tavsiye etmiş. Gücü yetenlerimiz cocuklarımızı Waldorf okuluna gönderdik. Okuldaki öğretmenlerden ve çalışanlardan bazıları Tosun Baba’nın dervişleri. Waldorf ahalisi ile çok köklü ve iyi iliskilerimiz var. Her sene okul öğrencileri gelir ve onlara İslamiyeti tanıtırız. İnsanı materyal bir dünyanın makina parçası olarak görmeyen, yaradılıştaki kutsallığa inanan ve buna saygıyı ögreten, merak etmeyi, sorgulamayı teşvik eden bir eğitim sistemi. Üç çocuğumuz da Waldorf eğitimi gördü. Onlarla her hangi bir konuda sohbet etmek, aynı görüşte olmasak bile, çok keyif aldığımız bir şey. Olaylara, dünyaya, şartlanmalardan uzak, açık fikirle yaklaşmalarını aldıkları eğitimin bir sonucu olarak görüyoruz.

Sizin dergahla tanışma hikayeniz nasıldı?

Herkesin hikayesi çok enteresan. Bir çoğumuz adeta dergaha paraşütle indik. Yolumuzu kaybettiğimizi düşündüğümüz bir anda dergahın kapısında bulduk kendimizi. Yıl 1992, eşimle bir Ramazan günü namaz kılacak bir yer arıyorduk. Spring Valley’deki bir kasaba et almaya gelmiştik. Kasap bize Chestnut Ridge’de bulunan dergahı tarif etti. İftar vaktine bir saat vardı. Dergaha vardık. 11 Eylül hadisesinde rahmetli olan Şahcihan yemek pişiriyordu. Bizi dergaha ilk davet eden rahmetli Şahcihan’dir.İftara kalmamız için ısrar etti.İçeri girer girmez kendimizi evimizde gibi hissettik. Sanki esas evimiz burasıymış da, şimdiye kadar yabancı bir diyarda oturuyormuşuz gibi bir his. Çok iyi hatırlıyorum, eşim içeri girer girmez: “Burası benim dergahım olacak” dedi. Hakikaten öyle oldu. Usul başladı, iftar, Tosun Baba’nın sohbeti ve zikir, bizi bir daha ayrılmamak üzere dergaha bağladı. Muzaffer Efendi bir sohbetinde “Biz kırk haramiler gibiyiz. Kalp çalarız” diyor. Tosun Baba da bizim kalbimizi çaldı.

Biz dergaha “La ilahe ilallah” kalesi diyoruz. Her tuğlası Resul-i Kibriya Muhammed Mustafa aşkiyla pişmis bir kale. Bize eşref-i mahluk olduğumuzu unutturan dünya hayatının toz ve dumanından, fırtınalarindan sığındığımız bir kale. En büyük düşmanımız nefsimize karşı yaptığımız savaşa bize hazırlayan bir talim ve terbiye merkezi. Hasta gönülllerimize derman aradığımız bir şifahane.

Dergah ile ilgili bilgi almak için www.jerrahi.org adresini ziyaret edebilirsiniz, Tosun Baba’nın hayat hikayesi için de Amerika’da bir Türk, Şeyh Tosun’un Hatıratı kitabını okuyabilirsiniz.

Havva Başgül